Kategoriler

Felsefenin Anlamı

SakliMavi

Felsefenin Anlamı

FELSEFENİN ANLAMI

“Felsefe bir ağaç gibidir. Kökleri
metafizik, gövdesi fiziktir. Gövdeden
çıkan dallar öteki bilimlerdir.”

DESCARTES

 

    Felsefe, kendisine çok çeşitli anlamlar yüklenen, başlangıcından bugüne çok farklı anlamlarda kullanılan bir kavram… “Nedir bu felsefe?” gibi bir soruyla karşılaştığımızda, kısa, öz ve net bir tanım veremiyoruz. Kimi zaman “felsefe tüm evreni anlama çabasıdır…” diyoruz. Kimi zaman da “felsefe bütün bilimlerin anasıdır…” diyerek geçiştiriyoruz bu soruyu. Yani, felsefenin birçok tanımını yapabiliyoruz. Hüseyin Batuhan (1) şöyle diyor: “Felsefe nedir sorusunu sormanın, hele işe böyle bir soruyla girişmenin yararsız, hatta anlamsız olduğuna karar vermiş bulunuyorum. Bir yol bu soruya cevap verebilmek için felsefe tarihini başından sonuna kadar –bütün girdi çıktısıyla- izlemek gerekir, bu da değme babayiğidin harcı değildir.” Öyleyse, felsefeyi dar bir tanımın kalıbı içine sığdırmak, basit bir tanım yapıp soruyu geçiştirmek felsefeye karşı çok büyük bir haksızlıktır. Bu durumda, felsefenin tanımını yapmak yerine, onun temel niteliklerini belirlemek, bir düşünce tarzını felsefe yapan belirgin özellikleri sıralamak ve onu öteki bilimlerden ve bilgi türlerinden ayıran yönlerini doğru saptamak daha yerinde bir davranış olacaktır.

    Etimolojik açıdan, felsefe sözcüğü, “philia-sophia”, yani “bilgeliği (sophia) sevme (philia)” sözcüklerinin bir bileşimi… Buna göre, filozof (philia-sophos) da “bilgeliği seven kişi” anlamına geliyor. Ancak, bu noktada hemen yeni bir soru çıkıyor karşımıza: “Bilgelik nedir?” yada kime “bilge kişi” denir? Bilge –hani şu masallarda, söylencelerde ak saçlı, ak sakallı güzel yüzlü kişi olarak tanımlanan- doğru bilginin, gerçeğin tutkunudur. Sürekli doğruya ve gerçeğe ulaşmak için çabalar. Onun bu çabası salt kendisi için de değildir. Gerçek bilge, doğru bildiğini başkalarına da aktarır, onlara yol gösterir. Bilgenin aradığı soyut ve kuru bilgiler de değildir. O, karşılaştığı her şeyi, kendisini bile sorgular. Onun sorgulamadan, eleştirmeden kabul edebileceği hiçbir şey yoktur. Bu sorgulama bilgeye yeni ufuklar açar, ona yeni bilgiler kazandırır. Bilge kişi bu bilgiler ışığında kendine bir yol çizer, bir yaşam biçimi oluşturur. Aşırılıklardan kaçar. Aklına ve duygularına egemen olur. -Ünlü yazar Andre Gide “güzel duygularla kötü edebiyat yapılır” diyor. Onun bu sözü daha çok felsefe için geçerli olmalı… Çünkü, duyguların en güzelinin bile felsefede yeri yoktur. Duygular akıl-dışıdır. Oysa felsefe hem akla uygundur (rasyonel), hem de aklın asıl yöneticisidir.- (2) Aklına ve duygularına egemen olan kişi yaşamın gerçek anlamını da kavramıştır. Öyleyse, felsefe salt kuru ve soyut bilgiler yumağı değil, aynı zamanda bir davranış, bir eylem ve yaşam biçimidir. Sokrates’in dediği gibi, “…bilen insan kötülük yapmaz. Tüm kötülüklerin nedeni bilgisizliktir…” Bu durumda, bizi doğru bilgiye götüren bir çaba olarak felsefe, “bilme”nin yanında, “ahlâklı” ve dolayısıyla da “mutlu” yaşamayı, yani hem teoriyi, hem de pratiği içinde barındırır.

    Felsefe öğrenmenin, felsefeyle uğraşmanın, felsefe yapmanın “olmazsa olmaz” bir koşulu var: “Düşünce Özgürlüğü…” Düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde felsefe yeşermez. Çünkü, felsefenin temelinde sorgulama, eleştirme ve tartışma yatıyor. Felsefenin gerçek amacına ulaşması için, her türlü düşünceye saygı duyulan bir ortam gerekli… Ancak, biz düşünce özgürlüğü deyince, çoğu kez bunu tek yanlı bir biçimde algılıyoruz. Salt kendi düşüncelerimizi hiçbir baskı altında kalmadan açıklamak için istiyoruz böyle bir özgürlüğü… Hoşumuza gitmeyen, yada işimize gelmeyen bir düşünceyi ya “laf ebeliği” ile, olmazsa kaba güçle hemen susturmaya çalışıyoruz. Oysa, gerçek anlamda düşünce özgürlüğü iki yanlı…Kendi düşüncelerimizi özgürce açıklamayı istediğimiz kadar, başkalarının da kendi düşüncelerini hiçbir baskı altında kalmadan, özgürce açıklayabileceği bir ortam sağlamak zorundayız. O düşünceler hoşumuza gitmese de, işimize gelmese de… Hani Voltaire’in dediği gibi: “Düşüncelerinden nefret ediyorum, ama o düşüncelerini özgürce savunabilmen için gerekirse hayatımı bile veririm…” Öyleyse, salt bilgeliğin değil, gerçek anlamda çağdaş insan olabilmenin ilk koşulu düşüncelere saygı duymak olmalı…

    “Philosophia-Felsefe” sözcüğünü ilk kez İ.Ö.6. yüzyılda Pythagoras kullanmış… O, kendisine “Sophos-Bilge” değil, “Philia-sophos/bilgeliği seven, arayan kişi” derken, geçek anlamda bilgeliğin yalnızca Tanrıya özgü bir nitelik olduğunu savunuyor. Ona göre, insan olsa olsa “philia-sophos” olabilir. Yani bilgeliği sever ve böylesine tanrısal bir niteliğe ulaşmak için çabalar.

    Sonuç olarak, felsefe bilgisinin nasıl doğduğunu ve felsefenin ne olduğunu Karl Jaspers’dan bir alıntıyla anlatmaya çalışalım. Jaspers (3) felsefe bilgisinin ortaya çıkışında şaşkınlık, kuşku ve insanın sarsılması gibi üç ana etkenin rol oynadığını savunuyor. İnsanlar güneşe, yıldızlara, doğaya baktığında, yada kendisine yabancı gelen bir şeyle karşılaştığında şaşkınlığa düşüp varlığın özünü aramaya yönelir. Evreni oluşturan temel ilkenin (arkhé) ne olduğunu, varlığın nasıl var olduğunu sorgular ve sorduğu sorulara çeşitli yanıtlar verir. Daha sonra, verilen yanıtlardan, yapılan açıklamalardan kuşku duyulur ve insanoğlu hiç değişmeyen, kesin bilginin peşine düşer, onun belirleyici özelliğini saptamaya çalışır. Doğayı, evreni ve bunlara ilişkin kesin bilgiyi araştırırken, bu kez de kendisini unuttuğunu fark eder ve sonsuz mutluluğa ulaşmanın yolunu bulmak ister. Böylece, felsefe doğayı, evreni, bilgilerimizin kaynağını ve değerini, insanın bu dünyadaki yerini, varlık nedenini, ahlâklı ve mutlu yaşamanın ilkelerini, güzeli, güzelliği… araştıran, bunlara ilişkin olarak edindiği bilgileri sorgulayan ve eleştiren genel ve kuşatıcı bir bilgi türü olarak karşımıza çıkar.







Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Bugüne kadar 49972 ziyaretçi (129245 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=